TÜBİTAK 2204A Türkiye Finalleri
Bu yazıda, TÜBİTAK 2204A Türkiye Finalleri’nde yaşadığım deneyimleri ve gözlemlerimi paylaşacağım.
Sunum Öncesi
Öncelikle belirtmem gerekir ki, TÜBİTAK’ın ayarladığı otellerde kalmadım. Ailemle birlikte farklı bir otelde kaldım, bu yüzden TÜBİTAK’ın ayarladığı oteller hakkında çok fazla bilgim yok; ancak bildiğim kadarıyla güzel oteller olduğunu söyleyebilirim.
İlk gün çok heyecanlıydım çünkü neyle karşılaşacağımı bilmiyordum ve sergi alanı, bölgedeki sergi alanından çok daha büyüktü. Bilmeyenler için finaller Ankara’da, ATO Congresium Kongre Merkezi’nde düzenleniyor.
Oraya ilk geldiğimde hemen standımı aramaya başladım ve buldum. Bu yıl bölgede çoğu alandan iki birinci seçilmişti. İsim vereceğim, adları Nil ve Ali’ydi. Benzer alanlarda proje yapmıştık ve ikimiz de kaotik sistemler kullanıyorduk; bölgede bizi karşı karşıya koymuşlardı. Çok iyi insanlardı, gerçekten diyecek bir şey bulamıyorum. Bu sefer ise yan yana koymuşlardı, bence TÜBİTAK bunu bilerek yapıyor gibiydi.
İlk gün çok bir şey olmadı, hatta yaşadığım stresi atmamı sağladı. Sadece ertesi günden korkuyordum çünkü projemin sunum slaytı 35 sayfaydı ve bunu 10 dakikada anlaşılır şekilde aktarmam gerekiyordu. Geldiğimiz gece ve ilk günün gecesi anneme süre tutturarak sunum provaları yaptım, bu çok işe yaradı. Bunun dışında ilk gün kendi alanımdaki herkesin projesini dinledim.
Sunum Günü
Sunum günü çok heyecanlıydı. İlk gün 9, diğer gün ise 9 kişiyi alacaklardı; ben 17. sırada olduğum için sunumum ikinci güne kaldı. Kendi alanımdaki insanlar gerçekten çok samimiydi, hatta birbirimize jüri sorularını paylaştık. Jüri sunumuna giren ve çıkanlara ne sorduklarını, nasıl bir ortamda sunum yaptıklarını, jürilerin tavırlarını sordum ve onlar da bana cevap verdiler. Bu her alanda olmamış; mesela psikoloji alanında herkes birbirinden saklamış jüri sunumlarının nasıl geçtiğini, karşımdaki psikoloji alanından giren öğrencinin dediğine göre. Bence bu kadar rekabete gerek yok. Sonuçta derece alan da oluyor, almayan da; ama derece almasak bile mutlu olarak geri dönebilmek bence büyük bir ödül. Normalde her sene 3 jüri oluyormuş, bu yıl kendi alanımda yeni bir jüri daha eklenmişti. Bu jüri standları gezdi ve herkese sorular sordu. Sıra bana gelince hafifçe projemden bahsetmemi istedi ve sorular sordu. Sorduğu sorular zordu, hatta elimde olmayan bazı verileri de sordular; olduğu kadar cevapladım ve bu biraz canımı sıktı. Sıra bana geldiğinde beni 3. kata aldılar ve benden önceki sırada Ali ve Nil’in sunumdan çıkmasını bekledim. Orada Ankara Üniversitesi’nden (veya Gazi Üniversitesi olabilir, karıştırıyor olabilirim) gelen görevli öğrenciler vardı; sıra bize gelirken sorular sordular, sohbet ettik. Jüri sunumuna girdiğimde karşımda 4 jüri vardı, bana hazırlanmam için süre verdiler ve hazır olduğumda haber vermemi istediler. Hazırım dediğimde 10 dakika için bir alarm kurdular. En garip bulduğum şey, sunum ortasında soru sormaya çalışmalarıydı. “Kekeleyerek, sonra cevaplasam olur mu?” dedim, anlayışla karşıladılar. Sunum bitince soru faslına geçtik ve sorular sordular. Bölgeden farklı olarak, bu sefer soruları projeyi gerçekten anlamak için sordular gibi geldi bana. Hatta bir jüri soru sordu, diğer jüri ona cevap verdi. Gerçekten ilgililerdi ama bu benim standıma gelen jüri hiç soru sormamıştı, bu biraz beni ürküttü. Her şey bitince, jürilerin samimiyetine güvenerek eksiklerimizi söylemezsek ayıp olur diyerek geliştireceğimiz kısımlardan bahsettim ve teşekkür ettim. TÜBİTAK serüvenimden bahsettim ve çıktım.
Sunum Sonrasındaki Günler
Bu kısımda ortaokulların projelerini gezdim. Ortaokuldaki öğrencilerin projeleri de fena değildi. Sadece bir ortaokuldan danışman öğretmen bize “hakkaniyetsizce” geldiğimizi söyledi, bu çok komikti. Nedenini sordum, saçma sapan cevaplar verdi. (Kendisinin projesi ödül töreninde hiç ödül alamadı.) Hatta başka projelere de laf atmaya başladı, kendi alanımdaki diğer projeleri savunmaya başladım. Sonra bizim literatür taramamızı gösterecekken danışman öğretmenim “çıkalım” dedi, ben de kırmadım. Böyle insanlar olabiliyor; kendine vasfı olmayan, başkalarına sataşıp moral bozmaya çalışanlar.
Bunun dışında çok bir şey olmadı, sadece projeleri gezerken Türkiye’nin her bölgesinden insanların sadece bilim için toplanması çok gurur verici bir duyguydu. Ortaokulda bir projenin danışman öğretmeni çocuğun annesiydi, onlara gitar önerdim. Çocuk elektro gitar almak istiyormuş, o biraz farklı bir olaydı ama çok samimi insanlardı.
Ödül Töreni
Hepimiz saat 10’da oradaydık: ben, annem ve danışman öğretmenim. Teşvik almaktan çok korkuyordum. Hatta teşvik almaktansa ödül almamayı tercih ederdim diye düşünüyordum. Önce birinciler açıklandı, ismim yoktu, çok da dert etmedim. Sonra teşvik ödülleri açıklandı, yine ismim yoktu ve bu beni mutlu etti. Ta ki üçüncüler açıklanana kadar; çünkü orada da ismim yoktu ve bir şeyler değişti. İkinci olacağıma asla inanmıyordum, ya bir şans birinci olurdum ya da üçüncü diye düşünüyordum. Hayatımda bu kadar emek verdiğim başka bir şey var mı bilmiyorum. Benim için ödül almak değil, bu projeyi hazırlamak bir takıntı haline gelmişti ve başka bir şey düşünemiyordum. O an ödüllendirilmezse bu çalışmamın benim için çok yıkıcı olacağını hissediyordum. Stresten adeta deprem pozisyonuna geçtim (şu çök-kapan-tutun olan). Kimya ödülleri açıklanırken normal pozisyona geçtim, çünkü matematik ödüllerinin açıklanacağını biliyordum, son şansım diyordum. Yanımdaki kişinin bile benim için endişelendiğini hissettim. Matematikte ikinci açıklanırken “İstanbul Özel İstek…” diye bir ses yükseldi, işte o an seçildiğimi anladım. Ulusal matematik ikincisi seçilmiştim. Nasıl tepki vereceğimi bilemedim; ağladım, güldüm, her duyguyu bir arada yaşadım. Sahneye gitmedim, resmen uçtum. Çok güzel bir andı.
Üzüldüğüm şeylerden biri ise Ali ve Nil’di; çünkü onlar ödül alamamışlardı ve bu beni gerçekten çok üzmüştü. Bazen diyorum ki keşke mikrofonda onların ismini ansaydım ama o an şoktaydım, aklıma bile gelmedi. Teşvik alanların hepsi çok üzgündü, onlara da ayrıca üzüldüm; çünkü ben de teşvik alsaydım aynı duyguları yaşayacaktım.
Bitiş
Okuduğunuz için teşekkür ederim :)
Ayrıca bu yolda yanımda olan danışman öğretmenin Tutku Dilara Yılmaz’a, Yeditepe Üniversitesi öğretim görevlisi Ali Cihan Keleş’e ve aileme çok teşekkür ederim.